OTURUMLAR

C01 - AFETLER VE AFET YÖNETİMİ
Afetler; doğal ya da insan kaynaklı olay ya da gelişmelerin ortaya çıkarttığı insan yaşamını olumsuz etkileyen, farklı boyutlardaki zarar ziyanı, can ve mal kayıplarını, doğal ortam koşullarında meydana getirdiği değişiklikleri tanımlayan birer sonuçtur. Depremler, iklim değişikliği, sel ve taşkınlar, kütle hareketleri, sıradışı hava olayları, vb. ekstrem boyutlarda gerçekleştiklerinde, bu olaylar afetleri meydana getirebilirler. Afet Yönetimi; bu doğa olaylarının afete dönüşmesini; mümkünse önlemek, önlenemiyorsa zarar azaltmayı başarmak için yapılması gereken faaliyetler ve alınması gereken tedbirleri içerir. 
1. İstanbul Coğrafya Sempozyumunun bu oturumunda; konu ile ilgili araştırmacıların bir araya getirilmesi,  gerçekleştiğinde yaşamımızda çok önemli değişikliklere neden olan afetler için Ne? Neden? Nasıl? Nerede? Ne zaman? vb. soruların tartışılması, araştırma sonuçlarının paylaşılması amaçlanmıştır. Katılımcıların sempozyum hedeflerine çok önemli katkı sağlayacağı inancı içinde katkısı olunan herkese teşekkür ediyoruz.

 

C02 - AKDENİZ HAVZASI’DA EKSTREM HAVA OLAYLARI – ZAHİDE ACAR
Akdeniz Havzası genelinde yapılan çalışmalar, havzada iklim değişikliğinin etkilerinden biri olarak kabul edilen ekstrem hava olaylarının frekansının ve şiddetinin giderek arttığını göstermektedir. Bu oturum ile tüm Akdeniz havzasında yer alan ülkeleri kapsayan bir tartışma bölümü olması amaçlanmıştır. Ayrıca oturum kapsamında Akdeniz havzası genelinde yapılan çalışmaların yanısıra Türkiye geneli ya da Türkiye’nin yerel alanlarına ilişkin yapılan çalışmaların da değerlendirilmesi ve tartışılması planlanmıştır. Ekstrem iklim çalışmaları yapan bilim insanlarının bir arada olarak çalışmalara ve değerlendirmelere yerel ölçekte de bakabilmeleri ve birbirlerine daha anlamlı katkılar sağlayabilmeleri oturumun en önemli amaçlarındandır.

 

C03 - ANTROPOSEN
Sanayi Devrimiyle 1750 yılı esas alınıp, hemen o gün itibariyle olmasa bile, etkilerinin sonrasındaki yıllarda  özellikle eldeki verilerin ışığında II.Dünya Savaşının sona ermesiyle, 1950’lerden günümüze (2018’lere) gerek Dünya’da ve gerekse insanın yaşadığı çevrede etkin bir şekilde değişimin görülmesinden dolayı “Antroposen” dönemine girilmiştir. Henüz jeolojik devirler içine sokulması bakımından tartışmalı dahi olsa, yaşadığımız son 250-300 yıllık süreyi kapsayan yeni bir dönem olarak, kentleşme, sanayileşme, özellikle de “Küreselleşme Çağı” olarak Antroposen artık karşımızda durmaktadır. Bu dönemin önemi coğrafyacılar kadar; diğer disiplinler tarafından da iyi bilinmektedir. Yeni çalışmaların ışığında Antroposen’in önemi gün geçtikçe daha da artacaktır. Bilgi Çağı, Bilgisayar Çağı, Robotlar Çağı bu dönemin en önemli alt dönemleri olmuştur ve daha da yenileri olacaktır. O nedenle, bireysel ve multidisipliner çalışmalarda; coğrafyacılara, jeomorfologlara, klimatologlara, arkeologlara, antropologlara, eskiçağ tarihçilerine, jeologlara, toprakçılara, biyologlara; ziraat, çevre, orman mühendislerine ve diğer doğa bilimcilerine çok iş düşmektedir. Bu oturumda, o nedenle birçok farklı disiplin tarafından “Antroposen devrinin” kanıtlarının ortaya konulmaya çalışılacaktır.     

 

C04 - ARAZİ KULLANIMI VE MEKÂNSAL ANALİZ
Yeryüzünde araziler gerek beşeri kullanımlar (land use) gerekse doğal örtü tabakası (land cover) bakımından çeşitlilik gösterirler. Nüfus artışı ve şehirleşmenin hız kazandığı günümüz dünyasında arazi örtüsü ve kullanımlarında hızlı değişimler yaşanmaktadır. Sınırlı bir kaynak olan arazilerin sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi için arazilerin özelliklerinin tespiti ve izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Günümüz bilgi ve teknolojik gelişmelerinin ışığı altında, arazilerin sürdürülebilir kullanımı önem kazanmıştır. Bu kapsamda Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi uygulamalar çeşitli mekânsal analizlerin yapıldığı,  arazilerin planlanması, yönetimi ve izlenmesinde kullanılan etkin araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu başlık mekânsal analiz, arazi kullanımı, arazi kullanımı değişimi, arazi kullanım politikaları, arazi planlanması, arazi yönetimi - izlenmesi vb. konularda çalışmalar yapan araştırıcıları bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.

 

C05 - BİYOCOĞRAFYA 
Bilindiği gibi Biyocoğrafya bitki ve hayvan türlerinin yeryüzündeki dağılımlarını ve bu dağılıma etki eden sebepleri inceleyen bilim dalıdır. Bu çerçevede bu başlık altında ekoloji ve ekosistem gibi disiplinlerden de dahil olmak üzere insan dışındaki canlı türlerinin dağılış ve dağılış nedenlerini değerlendirilen bildiriler beklenmektedir.

 

C06 - BÖLGESEL KALKINCA UYGULAMALARI VE POLİTİKALARI - MEHMET TAHSİN ŞAHİN
Özellikle Avrupa Birliğinin Horizon 2020 planlarında bölgesel kalkınma politikaları önemli bir yer tutar. Bu kapsamda Türkiye 10. Kalkınma planının en önemli konularından biri yerel ve bölgesel kalkınmada AB Komisyon Planlarına uyumlu bir kalkınma planları oluşturulması. Özellikle bu kalkınmanın Ar-Ge ve yenilik üzerine oluşturulmasıdır. Her bölgenin kendine has iç dinamikleri olduğu düşünülürse planların da tekdüze olmayacağı aşikardır. Bu kapsamda bu oturum yeni planlama tartışmalarına odaklanmaktadır. 

 

C07 - CBS VE UZAKTAN ALGILAMA
Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS); coğrafi verinin sayısallaştırılmasına, bu verilerden yeni verilerin üretilmesine, sayısal sonuçlara ulaşılmasına ve görselleştirilmesine, diğer bilim dalları uygulayıcıları ile aynı dilin kullanılmasına ve farklı bilim dalı mensupları tarafından kullanılabilir/paylaşılabilir coğrafi veri üretilmesine fırsat veren, coğrafi veriyi depolama, analiz etme ve görselleştirme metodolojisidir. Uzaktan Algılama (UZAL); Coğrafi Bilgi Sistemleri uygulamaları için nesne ile fiziksel bir temas kurmaksızın, yeryüzü özellikleri ya da bir nesne veya olayı yüksek çözünürlük ve düşük maliyet ile izleme, veri temin etme yöntemidir. CBS ve UZAL Teknolojileri her geçen gün yenilenerek, zaman ve mekân perspektifinde daha avantajlı imkânlar sunmaktadır. Bu önemli imkân ve avantajlar; gerek coğrafya araştırmalarına ve gerek se halkın yaşam kalitesine ve mekânsal problemlerine her geçen gün daha iyi çözümler üretilmesine aracılık etmektedir.     
1. İstanbul Coğrafya Sempozyumunun bu oturumunda; ulusal ve uluslararası araştırmacıların CBS ve UZAL konularındaki tecrübe ve birikimlerini paylaşımcı yaklaşımlarıyla sunacak olmaları sadece genç araştırmacılara eğitici, yönlendirici katkı vermekle kalmayacak ve aynı zamanda ülkemiz ve halkımızın yaşam kalitesine de katkı sağlayacaktır. Bu itibarla, CBS ve UZAL oturumuna katılarak sempozyumun hedeflerine ulaşmasında katkıda bulunan tüm akademisyen ve araştırmacı meslektaşlarımıza şimdiden teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

 

C08 - COĞRAFYA EĞİTİMİ
Coğrafya, tanımlanmış bir perspektifi olan, bilgi ve beceriye sahip akademik bir disiplin ve aynı zamanda bir okul konusudur. Coğrafya Eğitim ise, coğrafi perspektifleri, kavramlarını ve becerilerinin kazanımını ifade eder. Coğrafi araçların ve bakış açılarının kazanımlarına sahip olan öğrenciler, canlı ve cansız dünya arasında, insan kültürleri ile doğal kaynak kullanımı arasında ve insanın siyasi mekan organizasyonu ile gıda güvenliği arasında önemli bağlantılar kurmayı öğrenmektedirler. Coğrafya eğitimi, örgün eğitimin zorunlu bir parçasıdır. Bu açıdan Coğrafya pasif bir konu değildir. Basitçe anlatılması yada ezbere dayalı bir sistem içerisinde ele alınması beklenmemelidir. 
Bu oturumda Coğrafya Eğitiminin tüm boyutlarıyla ele alınması ve tartışılması beklenmektedir.

 

C09 - COĞRAFYA; MESLEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ – TELAT KOÇ
Başlıca konu başlıkları:
1.    Meslek tanımı.
2.    Meslektaşlar arasındaki iletişim.
3.    Lisans başta olmak üzere her aşamada öğrenci alım şekli. Diğer bir ifade ile puan türü.
4.    Mesleki eğitimin: Lisans, Yüksek Lisans, Doktora aşamalarındaki standartları.


C10 - COĞRAFYADA VERİ ANALİZİ VE İSTATİSTİKSEL METOTLAR
Günümüzde gelişen bilgisayar bilgi sistemleri ve işlenecek verideki artışa bağlı olarak veri bilimi ve istatistik oldukça hızlı bir biçimde gelişmektedir. En basit anlamda, istatistiksel coğrafya, coğrafi - alansal karakteristik özellikler barındıran verinin toplanması, derlenmesi ve analiz edilip yorumlanmasını ifade etmektedir. Coğrafi sistemlerde gerçekleştirilen istatistiksel analizler, ilgili araştırma konusunda daha gerçekçi sonuçların ve çıkarımların elde edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Genel anlamda bu oturum, coğrafya ve benzer alanlarda istatistiksel uygulamalar yapan araştırıcıları, çalışmalarını sunmak için bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.

 

C11 - ÇEVRE SORUNLARI 
İnsan yeryüzünde gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle doğadan yararlanmakta ve yararlanma sürecinde doğayı bozmakta ve çeşitli derecelerde zarar vermektedir. Dünya nüfusunun hızlı artışı, yanlış arazi kullanımı, sanayileşme, yanlış şehirleşme, trafik yoğunluğu ve insanların gittikçe artan talepleri, artan talepleri karşılamaya yönelik üretim artışı, üretimin gerçekleştirilmesi için artan hammadde ihtiyacı, doymak bilmez ihtirasları gün geçtikçe doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Bir taraftan doğal kaynaklar üzerindeki şiddetli baskı devam ederken diğer taraftan bu baskıları önlemek adına çalışmalar sürmektedir. 1869 yılında ilk defa Massachusees’te Halk Sağlığı Komitesince ele alınan çevre sorunları, 1972 yılında Stockholm’de uluslararası bir toplantıda ele alınmış ve daha sonra yoğun olarak birçok sivil toplum ve birçok kurum ve kuruluşun gündeminde yer almıştır.
 İnsan ve çevre ilişkisi ve bu ilişkide çevre sorunları coğrafyanın önemli bir konusunu oluşturmaktadır. Bu sorunlar temelde şehirlerde ve kırsal alanlardaki yanlış arazi kullanımları, Hava kirliliği, Su kirliliği, Toprak kirliliği,  gibi başlıklar altında ele alınabilir.

 

C12 - DOĞAL VE ANTROPOJENİK SÜREÇLERLE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
İklim değişikliği hiç kuşkusuz günümüzün en önemli konularından biri haline gelmiştir. Bu konuda yapılan tüm çalışmalar, küresel anlamda bir ısınmanın olduğu ve bu ısınmada insanın başrolde olduğunu teyid eder niteliktedir. Gerçekten, özellikle Sanayi Devrimi sonrasında başlayan ve 1960’lardan itibaren de farklı bir hız kazanan degradasyon süreci sonucunda tüm doğal sistemler gibi atmosfer de etkilenmiş, başta hava kirliliği olarak görülen süreç, daha sonra antropojenik bir birikim neticesinde sera etkisinin artmasına ve dolayısıyla ısınma yönlü değişimlere neden olmaya başlamıştır. Ancak ısınma yönlü devam eden değişimi sadece sera etkisine neden olan salınımların artışında aramak yeterli değildir. Albedo özelliklerinin değişmesine neden olan yüzey örtüsü değişiklikleri, diğer bir ifade ile doğal alanların degradasyonu da bu süreçte önemli bir role sahiptir. Kentsel Isı Adası etkisini daha fazla konuşmaya başladığımız şu günlerde, iklim değişimini zaman ve mekan ölçeğinde değerlendirmek, kısa ve uzun süreli değişimler ile yerel ve bölgesel değişimleri ayırt edebilmek önem taşımaktadır. Böylece iklim değişikliği konusunda Coğrafi anlamda oluşacak yaklaşımlarla sürecin manüplatif boyutu yerine doğal gerçeklikleri değerlendirilebilecektir. 
Bu çerçevede bu oturuma beklenen başvurular, iklim değişikliğinin küresel, bölgesel veya yerel ölçekte gelişimi, mevcut durumu, etkileri, gelecek beklentileri, iklim değişikliğine neden olan süreçlerin zamansal (kısa-uzun süreli değişimler) ve mekânsal (küresel-bölgesel-yerel) dağılışı, iklim değişikliği ile mücadele araç ve süreçleri, iklim değişikliğine adaptasyon süreçleri çerçevesinde olacaktır. 
Oturum yada oturumlar sonucunda iklim değişikliği sürecinin kendi disiplininde yani Coğrafya içerisindeki neden sonuç ilişkisinin manüplatif yaklaşımlardan uzak bir şekilde anlaşılması beklenmektedir.

 

C14 - ENERJİ VE ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI
Sanayi devriminden önceki zaman diliminde yararlanılan enerji kaynaklarının yerine önceleri kömür daha sonraları ise diğer fosil enerji kaynaklarının kullanılmaya başlanmasıyla birlikte endüstriyel faaliyetler öncesiyle kıyaslanamayacak kadar gelişmiş ve farklılaşmıştır. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak her türlü enerji kaynağı önem kazanmıştır. Böylece enerji kaynaklarını kontrol etmek veya kontrol etmek mümkün değilse enerji nakil güzergâhları üzerinde söz sahibi olabilmek için ülkeler sıkı bir rekabet içine girmiştir. Gelişmiş ülke konumuna ulaşabilmek için gelişmekte olan ülkelerin; ulaştıkları gelişmişlik düzeyini korumak ve sürdürebilmek için de gelişmiş ülkelerin enerjiye olan talepleri de artmaktadır. Ancak enerji kaynaklarının yeryüzündeki dağılımının eşitsiz olması, ülkelerin mevcut enerji kaynaklarından eşit oranda yararlanmasını engellemektedir. 
Enerji sadece endüstriyel faaliyetler açısından değil, aynı zamanda sosyokültürel etkinlikler açısından da önemli olduğundan, sanayileşmenin ve kalkınmanın gerçekleştirilmesinden vazgeçilemez maddelerin başında yer almaktadır. Belirtilen bütün bu özellikler enerjinin aranan ve önemli bir madde olmasını sağlamaktadır. Enerjiyi zamanında, bol miktarda,  kesintisiz, güvenilir ve ekonomik olarak sağlama arzundaki ülkeler, kaynaklarını çeşitlendirerek alternatifler geliştirmekte ve çeşitli enerji politikalarını hayata geçirmektedirler. 
Belirtilen konuları içeren çalışmalar bu oturumda değerlendirileceklerdir.  

 

C15 - FELSEFE VE COĞRAFİ MEKAN - YÜCEL YÜKSEL
Oturumun Konusu: Coğrafya ve Felsefe arasındaki ilişki Eskiçağdan beri, özellikle Platon, Aristoteles, İbn Haldun, Kant gibi filozoflarca ve bu filozoflar üzerinden tartışma konusu edilmiştir; günümüzde David Harvey gibi düşünürlerce de incelenmektedir. İnsanın iklimle ve mekânla ilişkisi, bunların yaşayışlara ve düşünceye etkisi her dönem ilgi çeken bir konu olmuştur. Bir anlamda kavram araştırması demek olan Felsefenin yardımıyla Coğrafyanın temel kavramlarının değerlendirilmesi iki alana da yeni ufuklar açmaktadır. 
Oturumun Amacı: Coğrafya ve Felsefe arasındaki ilişkinin yukarıda ifade edilen kavramlar esas alınarak irdelenmesi; özellikle insan ve mekân ilişkisinin farklı boyutlarıyla ele alınması.
Oturumun İçeriği: Felsefenin temel konularından biri olan doğa kavramının Coğrafya ile ilişkisinin ortaya konulması; mekânın felsefi yönünün tartışılması; filozofların tarih boyunca mekâna ve dolayısıyla Coğrafyaya yaklaşımlarının incelenmesi; Coğrafyanın konusu olan mekânın diğer mekânlardan farklı yanlarının ortaya çıkartılması; mekânın tarihle ilişkisinin, Coğrafya ve Tarih kardeşliğinin irdelenmesi; Coğrafyanın günümüz sorunlarına yönelik çözüm önerilerinin felsefi açıdan sorgulanması.

 

C16 - GENÇ COĞRAFYACILAR – CİHAN BAYRAKDAR
Oturumun amacı: Coğrafya alanında çalışmalar yapan lisans (son sınıf) ve lisansüstü öğrencileri (Yüksek Lisans ve Doktora) bir araya getirmek, deneyim, tez ve araştırma sonuçlarını paylaşmak, işbirliği imkânlarını geliştirmektir.
Bu oturum ile genç coğrafyacılar, sözlü ve poster bildiriler aracılığıyla tamamlamış oldukları ya da sürdürdükleri tez çalışmalarını sunacakları ve tartışmaya açacakları ortam bulacaklardır. 
Bu oturum ile ülke genelindeki coğrafya bölümlerindeki öğrenci kulüp/toplulukların bir araya getirilmesi de hedeflenmektedir.

 

C17 - GÖL PALEOEKOLOJİSİ VE PALEOİKLİMİ – AHMET EVREN ERGİNAL
Türkiye göllerinde son yıllarda fiziksel, biyolojik ve jeokimyasal proksilere dayalı paleoekolojik ve paleoiklimsel araştırmaların sayısı artmaktadır. Bu araştırmalar doğal göllerde ve baraj tabanlarında biriken sedimanların mineral bileşimleri, CaCO3 ve organik karbon içerikleri, klorofil bozunma ürünleri değerleri, iz metal analizleri gibi verilerden hareketle ağır metal zenginleşme ve kontaminasyon faktörlerinin belirlenmesi, potensiyel ekolojik yük ve jeoakümülasyon indekslerinin hesaplanması gibi somut veri analizleri içermektedir. Yine aynı verilerden hareketle göl çökellerinin tuttuğu göreceli kurak ve yağışlı evrelerin belirlenmesi münkün iken, palinolojik analizler ve diğer biyolojik ve jeokimyasal proksiler paleoortam çözümlemesinde anahtar rol oynamaktadır.
Bu oturumda sunulacak bildiriler yukarıda belirtilen proksilerin kullanıldığı analitik çalışmalardan oluşacaktır.

 

C18 - HİDROGRAFYA: İNSAN İLE SUYUN TEMASI – ATİLLA KARATAŞ
Küresel iklimde meydana gelen değişiklikler, Dünya nüfusunun hızla artması, hayat tarzında ve yaşam standartlarındaki yeni durumlar ile sanal su tüketimini artıran teknolojilerin yaygınlaşması gibi birçok sebep insan hayatında ihtiyaç duyulan suyun miktar ve önemini artırırken, kullanılabilir mahiyetteki suları azaltmakta ya da bu suların dağılışını etkilemektedir. Kullanılabilir durumdaki su hacmi üzerinde çok fazla müdahale şansının bulunmaması, bu hayati kaynağın daha efektif kullanımı konusundaki çalışmaların önemini artırmaktadır. Özellikle Türkiye gibi su kıtlığı sınırındaki ülkelerin bu konuya çok daha hassas yaklaşması ve önlemlerini vakit geçirmeksizin alması zaruridir. Su potansiyelinin belirlenmesi, su temin ve kullanımı, hidropolitik, kıyı ve deniz kullanımı, yeraltı suları ve kaynaklar, mineralli sular, sulak alanlar, su yapıları ve su kaynaklarının planlanmasına yönelik çalışmalar bu kapsamda en çok üzerinde durulması gereken başlıklar olarak sıralanabilir. Bu noktada insan-su ilişkisinin, konuyu bütüncül tasavvur edebilen, meseleyi tüm bileşenleriyle değerlendirebilen ve su kaynaklarını ekosistemin diğer unsurlarını da gözetmek suretiyle insanın hizmetine sunmaya muktedir çözümler üretme kapasitesine sahip konumdaki coğrafyacılar tarafından işlenmesi büyük önem taşımaktadır. Suyun hakça, makul ve efektif kullanımına dair hedefe ulaşan yol haritalarının oluşturulabilmesi için “Hidrografya: İnsan ile Suyun Teması” başlıklı bir oturumun Coğrafya bilimi ve insan ile su arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması açısından olumlu çıktılar üreteceğine inanılmaktadır. Böylesi bir gayenin bilim insanları tarafından, coğrafi bir disiplin ve sistematiğe tabi Hidrografya perspektifinden değerlendirilmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Bu nevi çalışmaların bir oturum çerçevesinde bir araya getirilmesinin beklenen faydayı elde etmeye katkı sunacağına şüphe yoktur.


C19 - JEOMORFOLOJİK ARAŞTIRMALARDA İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI (İHA) – OYA ERENOĞLU
Günümüzde İnsansız Hava Araçları (İHA) yardımıyla elde edilen yüksek çözünürlüklü verilerin işlenmesiyle üretilen hızlı, etkin ve ekonomik çözümler, farklı mesleki disiplinler tarafından bilimsel amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle son zamanlarda erozyon, çöküntü, toprak kayması, kaya kütlesi hareketleri, buzul çalışmaları, yüzey deformasyonlarının belirlenmesi, hacimsel değişimler, farklı topografyalardaki aşınım ve birikim şekilleri ve yapısal incelemeler gibi jeomorfolojik uygulamalarda İHA’larla üretilen yüksek doğruluklu Sayısal Yüzey Modelleri (SYM) ve ortofoto ürünleri kullanılmaktadır. Bu oturumda jeomorfoloji alanında gittikçe yaygınlaşan İHA uygulamalarına yer verilerek bilimsel bir tartışma ortamı ve farkındalık oluşturulması planlanmaktadır.

 

C20 - JEOPARKLAR VE JEOTURİZM – ERDAL GÜMÜŞ
Jeoparklar 2000 yılında Avrupa’da ortaya çıkmış yeni bir doğa koruma ve alan yönetimi kavramıdır. 2015 yılında UNESCO IGGP Yerbilimleri Programı’na dahil edilmiştir. 2018 yılı itibariyle 70’i Avrupa kıtasında olmak üzere dünya genelinde 140 tescilli Jeopark bulunur. Türkiye jeolojik ve jeomorfolojik değerleri bakımından çok zengin bir ülkedir. Buna karşın şu ana dek sadece Kula Jeoparkı UNESCO tescili alabilmiştir. Jeoparklar bir yandan jeolojik ve jeomorfolojik mirası korurken diğer yandan bu sahaları taşıma kapasiteleri çerçevesinde jeoturizm yoluyla sürdürülebilir yerel kalkınmaya, doğa eğitimine ve araştırmaya kazandırmaktadır. Türkiye’nin uluslararası öneme sahip üstün nitelikli jeolojik ve jeomorfolojik mirasının hak ettiği değeri görmesi ve uygun biçimde kullanılabilmesi için Coğrafyacılara büyük görev düşmektedir. Bu oturum konuyla ilgili çalışanları bir araya getirerek Türkiye’de Jeoparkların sayısının artmasına katkı sağlayacaktır.

 

C21 - JEOPOLİTİK
Herhangi bir sahanın, bölgenin veya ülkenin; coğrafi konumu, büyüklüğü ve şekliyle beraber doğal-beşeri özellikleri ve kaynakları jeopolitik gücünü belirler. Konusu itibariyle çok fazla bilim dallarınca ele alınan ve değerlendirilen jeopolitik, coğrafyacılar tarafından da çalışılmaktadır. Bu bakımdan jeopolitik, ülkelerin coğrafi koşullara bağlı olarak siyasal, askeri, stratejik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda hem dış hem de iç politikadaki gücüdür. 
Ülke veya bölgeler için coğrafi konum değişmez mesele iken, jeopolitik konum konjonktüre göre değişebilir. Ülkeler her türlü verimli kaynaklarıyla dünyada siyasi, askeri ve ekonomik anlamda üstünlüklerini sağlamaya çalışırlar. Mevcut veya ortaya çıkması muhtemel kaynakların kullanılması ve değerlendirilmesi ülkelerin jeopolitik gücünü ortaya koymaktadır. 1. Dünya Savaşı sonrası başlamakla birlikte 2. Dünya Savaşı’nın bitimiyle beraber dünya siyasi ve ekonomik hayatı yeniden şekillenmiştir. Ortaya çıkan yeni dünya düzeniyle beraber dünyada yeni güç dağılımı görülmüştür. Küreselleşen dünyayla birlikte başta doğu bloku ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde farklı jeopolitik gücü olan ülkeler dikkat çekmiştir. Böylece bu oturumda jeopolitik güç unsurları coğrafyacılar ve diğer ilgili bilim dalları çalışanları tarafından ele alınacak ve çalışılacaktır.

 

C22 - KENTLEŞME VE KENTSEL SORUNLAR
İnsanoğlu, göçebelikten kentleşmeye varan bir süreçte modern, büyük ve daha karmaşık metropol ve mega kentlerde de yaşamaya başlamıştır. Geçmişten itibaren kent kavramının tanımı çok farklı bilim dalı tarafından ele alınmıştır. Kent kavramı ve buna bağlı olarak kentleşme ve kentsel sorunlar çok yönlü bakış açılarıyla çalışılmaktadır. 
Dünyada ve ülkemizde nüfus artışına, sanayileşmeye ve diğer ekonomik faaliyetlere bağlı olarak başlayan kentleşme hareketi; ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda bir değişim meydana getirmiştir. Kentleşmeyle birlikte insanların daha iyi şartlarda yaşama isteği de artmaya başlamıştır. Böyle istekler bazı kentlere olan ilgiyi arttırmıştır. Kentleşme, stabil bir olay olmayıp gelişme ve değişim içinde devam eden bir süreçtir. Bu süreç dünya üzerinde farklı sahalarda ve farklı zamanlarda başlamıştır. Kent sayısının artması anlamında kullanılan kentleşme,  aynı zamanda kentlerde yaşayan nüfusun artması olarak da karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak kentleşme, nüfus hareketi olarak görülse de toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel değerleri de ön plana çıkmaktadır.
II. Dünya Savaşı sonrası dünyanın pek çok bölgesinde ortaya çıkan sosyo ekonomik sıkıntılar nispeten daha iyi durumda olan kentlere doğru bir göç hareketi başlatmıştır. Başta ekonomik, sosyal ve güvenlik olmak üzere göçe bağlı olarak meydana gelen kentleşme hareketleri beraberinde birçok sorunu da ortaya çıkarmıştır.  Ekonomik ve sosyo-kültürel anlamda gerçekleşen kentleşme sürecinde gerekli önlemler alınmadığından her alanda çok çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır.  Özellikle yoğun göç alan kentlerde kalabalıklaşma, çarpık yapılaşma, işsizlik, pahalı yaşam, eğitim, sağlık,  gürültü, trafik problemi, güvenlik, planlama vb. gibi sorunları da meydana getirmiştir. Bu bakımdan dünyada kentleşme süreci ve sorunlar hem yerel hem de merkezi yönetimler tarafından dikkatle takip edilmektedir. Böylece bu oturumda kentleşme ve kentsel sorunlar çok farklı bilim insanları tarafından ele alınacak ve çalışılacaktır.

 

C23 - KUVATERNER ARAŞTIRMALARI
Diğer jeolojik zamanlara göre çok daha kısa olmasına ve halen içinde yaşadığımız dönemi karakterize etmesi bakımından Kuaterner’in önemi, önceki diğer jeolojik zamanlara göre daha büyüktür. Çünkü, Kuaterner (Dördüncü Zaman) iki büyük önemi bulunur. Bunlardan ilki Buzul dönemleri ile Buzularası dönemler. Diğeri ise, bu dönemde insanın ortaya çıkışı’dır. Bu oturumda, o nedenle, Kuaterner Kronolojisi: Pleistosen ve Holosen çalışmaları, Kuaterner’de İklim Değişikliğinin Sebepleri ve Coğrafi Etkileri, Kuaterner’de Buzullaşma ve Buzulların Dünyadaki Yayılış Alanları, Buzul Aşınım Şekilleri, Buzul Birikim Şekilleri, Neotektonik Hareketler: Kuaterner’deki Etkileri ve Depremler, Kuaterner'de Volkanizma ve Volkanik Şekiller, Kuaterner'de Karstlaşma ve Karstik Şekiller, Kuaterner'de Flüvyal Topoğrafya ve Flüvyal Şekiller, Kuaterner'de Eoliyen Topografyası ve Eoliyen Şekilleri, Kuaterner’de Okyanuslar, Denizler, Göller ve Kıyı Şekilleri (denizel, gölsel taraçalar, yalıtaşları, eolinitler vb.), Kuaterner Araştırma Yöntemleri ve Tarihlendirme Yöntemleri, Kuaterner Florası, Faunası ve İnsan ile ilgili detaylı çalışmaların sunulacağı bir oturum gerçekleştirilmeye çalışılacaktır.  

 

C24 - NEOTEKTONİK VE DEPREMSELLİK
Yerkabuğunun jeolojik devirler boyunca uzun süreler sırasında tamamen hareketsiz kaldığını veya hareket temposunu aynen koruduğunu varsaymak zordur. O nedenle, genel bir ifade ile yerkabuğunu etkileyen stress, bindirme ve gerilmelerin tesiriyle meydana gelen olaylara kısaca tektonik ya da tektonik hareketler denilir. Dünyanın oluşumundan günümüze 4,6 milyar yıl geçtiğine göre; yerkabuğu da çeşitli hareketler sonucu farklı şekillenmeler almış, kıtaların ve dolayısıyla okyanusların yeri aynı kalmamıştır. Dünya kıtaları ve okyanusları günümüzdeki şeklini almada; tektonik, östatik, klimatik süreçlerin yanısıra, kendi ve güneş etrafındaki dönüşlerine dayalı olarak dünya, günümüzdeki görünümünü almış ve halen de şekillenmesini sürdürmektedir. Miyosen öncesindeki aktivitesini tamamlamış ve kırılganlığını kaybetmiş tektonik faaliyete Paleotektonik Faaliyetler; bu dönemde meydana gelen şekillere ve yapılara ise “Paleotektonik Yapılar” adı verildiği malumdur. Bu oturumda, daha çok Miyosen sonrası meydana gelmiş olan “Neotektonik (Genç Tektonik) Hareketler” ele alınacak; bu dönemdeki oluşan jeomorfolojik şekiller ve yapılar “Neotektonik Yapılar” adı altında sunulacaktır. Bu dönem aynı zamanda Plaka Tektoniği görüşüne göre; son karalaşma döneminin genel olarak başlangıcı kabul edildiği bilinir. Türkiye’de Neotektonik Dönem, Orta Miyosen’den itibaren başlamaktadır. Bu oturumda, dönemin Neotektonik Yapıları da sunulacağı gibi; bir deprem ülkesi olan Türkiye’deki Depremler ve aktif faylar konusundaki çalışmalar; bunların sonucunda ortaya çıkan genç morfolojik şekiller coğrafyacılar ve yerbilimciler tarafından tartışmaya açılacaktır.

 

C25 - NÜFUS, NÜFUS POLİTİKALARI VE GÖÇLER
Disiplinlerarası platformda yer alan nüfus konusundaki araştırmalar her geçen gün artarak devam etmektedir. Dinamik yapıya sahip olan nüfus özellikleri kısa sürelerde değişiklik gösterebilmektedir.  Bu bağlamda, geleceğe dair nüfus planlama çalışmalarına yön veren uygulamaları içeren nüfus politikaları, nüfus projeksiyonları,  nüfus bileşenleri ve bunlar arasındaki etkileşimin mekânsal yansımalarını içeren çalışmalar bu oturumda ele alınacaktır.  Ayrıca, nüfus hareketleri kapsamında değerlendirilen göç araştırmaları,  dünya genelinde yaşanan sosyo- kültürel ve ekonomik etkileşim ile uluslararası ilişkiler bağlamında ön plana çıkan çalışma alanları içindedir. Göç olayının yaşandığı hedef ve orijin sahalar ile transit geçiş bölgeleri ve bunlar arasındaki karşılıklı etkileşim, sosyal ve kültürel yapıda meydana gelen değişimler, iç ve dış göç araştırmaları seksiyonda ele alınacak konulardandır.

 

C26 - ORTA ASYA VE KAFKASLAR: SİYASAL, TOPLUMSAL VE EKONOMİK GELİŞMELER
Orta Asya ve Kafkaslar, giderek artan bir uluslararası önem sahip iki bölge olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu iki bölgede yer alan ülkelerin hemen tümü, bir yüzyıla yakın bir sürenin ardından bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, ayrı birer “politik kimlik” olarak tanınmalarında kendilerine özgü sorunlarla karşı karşıyadırlar. Orta Asya bütün olarak büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir. Bölge ülkeleri bir yandan son yıllarda yeraltı kaynaklarının –başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, kömür, petrol, demir cevheri, demir içermeyen madenler ve demir alaşımları- üretiminde giderek daha önemli olmaya başlamışlardır; bölgenin yakın geleceğinde petrol ve doğal gazın büyük önem taşıyacağı önemli bir gerçektir. Diğer yandan da zengin yataklara sahip olmalarına rağmen Sovyetler Birliği’nin parçalanmasından sonra ekipman, işletme ve dünya pazarlarına ulaşma sorunları ile karşı karşıya kalmışlardır. 
Kafkaslar, çok geniş bir coğrafi bölge olmamasına rağmen, dünyadaki en kompleks beşeri ve fiziki kuşaklardan birinde yer almaktadır. Bölge farklı dinlere inanan ve farklı diller konuşan farklı gruplar arasında çekişmelerle geçen bir tarihe tanıklık etmiştir. Aynen Orta Asya gibi, petrol kaynaklarının geliştirilmesine, üretimin arttırılmasına ve dünya pazarlarına taşınmasına yönelik projelerin uygulanmasıyla, dünyanın belki de en can alıcı bölgelerinden birisi olacaktır.
Bu bölümde / oturumda, her iki bölgenin ya da bölge ülkelerinin nüfus, yerleşme, kültürel ve siyasal özellikleri, ekonomik yapıları ve tüm bu coğrafi özelliklerde görülen değişimler değerlendirilebilecektir.

 

C27 - ORTADOĞU: BÖLGESEL SINIRLAR VE SORUNLAR
Orta Doğu dünyanın en eski yerleşim alanlarından ve kültür merkezlerinden birisidir; yerkürenin yerleşme tarihi içinde ilk şehirleşme hareketlerinin başladığı bölgelerden birisi olmuştur. Diğer yandan üç büyük dinin doğduğu bölge olarak da dünyada önemli bir konuma sahiptir. Orta Doğu ile ilgili çalışmalar genelde belirli fikirler etrafında gelişmektedir: bölgenin coğrafi konumu ve geçiş yolu karakteri, suyun önemi, değişen coğrafi görünümünde insanın etkisi ve dünya enerji coğrafyasında büyük önem taşıyan petrolün başlıca üretim ve ticaret alanlarından biri olması gibi. Her zaman önem taşıyan bir başka konu da “Orta Doğu nedir ve nerededir?” sorusu olmuştur. Bu bölgenin lokasyonuna ve kültürel yapısına ya da çeşitli özelliklerine göre “orta”da olduğu söylenebilir: Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının buluştuğu ve Akdeniz’in ve Hint Okyanusu’nun sularının karıştığı fiziksel bir geçiş yoludur. Bununla birlikte, “Orta Doğu” terimi aslında kültürel bir alanı ifade etmek amacıyla kullanıldığı için kesin sınırlarını belirlemenin güç olduğu da açıktır. 
Orta Doğu ülkeleri için ikili bir ekonomik yapıya sahip oldukları söylenebilir. Günümüzün en önemli doğal kaynakları arasında yer alan petrol bazı bölge ülkelerinde bol miktarda bulunurken, bazılarında hemen hiç yoktur ve bu ülkeler dünyanın sosyo-ekonomik bakımdan az gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadırlar. Birçok ülke ulusal kaynaklarının geliştirilmesine ve ekonomik istikrarın sağlanmasına ihtiyaç duymaktadır. Hemen hemen bölgedeki her ülke tarafından paylaşılan bu hedefler, sosyal ve mekânsal kalıplardaki değişimleri de beraberlerinde getirmektedirler. Günümüzde bölge ülkelerinin her biri başta siyasal olmak üzere, sosyal ve ekonomik çeşitli sorunlarla boğuşmaktadırlar. Üstelik bu tür sorunlar, bölge ülkeleri içinde ve arasında uzun yıllardır süregelen iç huzursuzluklara ve anlaşmazlıklara da zemin hazırlamıştır. Bu bölüm / oturum, bölge ile ilgili bu tür sorular ve sorunları içerecektir.

 

C28 - PALİNOLOJİ VE VEJETASYON TARİHİ – NÜZHET DALFES
Oturum, ağırlıklı olarak, Türkiye ve bölgesinde yapılan palinoloji ve vejetasyon tarihi ve bunlara dayalı paleoçevre çalışmalarına yöneliktir. Ayrıca, palinoloji-vejetasyon tarihi ve biyocoğrafya/biyoklimatoloji ilişkilerini ve metodolojik gelişmeleri (rökonstrüksiyon yöntemleri, bilgi/veri tabanları, v.s.) sunan çalışmalara da yer verilecektir.

 

C29 - SANAYİ FAALİYETLERİ VE COĞRAFYA

Sanayi faaliyetlerinde konum (lokasyon), sermaye, hammadde, ulaşım, enerji, pazar ve işgücü-işçi çok önemli unsur ve konulardır.  Çok uzun bir süre küçük ölçekte yapılan sanayi faaliyetleri meydana gelen ekonomik, sosyal, kültürel ve düşünsel nedenlerle büyük değişim ve gelişmelere neden olmuştur. Özellikle keşifler, Rönesans hareketleri, kırsal alanda oluşan ekonomik sıkıntılar vb. nedenler dünyada tarımdan sonra çok önemli olan sanayi devrimi yaşanmaya başlanmıştır. 18. yüzyıl ortalarında başlayan sanayi devrimi zaman içinde geniş alan/bölgelere yayılmıştır.
Coğrafyacılar, sanayi coğrafyası kapsamında yaptıkları kitap, kitap bölümü, makale, bildiri, rapor, araştırma ve çalışmalarında sanayinin bir dalını (kolunu) veya sanayi alanını (bölgesini) ele alırlar. Beşeri coğrafya kapsamında ekonomik coğrafya başlığı altında ele alınan sanayi coğrafyası; sanayi faaliyetlerinin dağılışları ve bu dağılışa etki eden coğrafi faktörler ayrıntılı olarak değerlendirilir. Sanayi faaliyetlerinin başlamasından önceki süreçte, üretim aşamasında ve sonraki durumda sanayi faaliyetinin yapıldığı bölge ve insanının nasıl ve ne yönde değiştiği dikkatle izlenir. Bir ülkedeki sanayi alanında üretilen ürünlerin katma değerinin yüksek olması önem taşımaktadır.
Dünyada yapılan sanayi faaliyetleri coğrafi faktörlerin etkisi altında sürdürülmektedir. Diğer ekonomik faaliyetlerle birlikte yapılan sanayi, bir yandan etkileyen diğer yandan da etkilenen durumdadır. Çevre–insan-ekonomi etkileşiminde gerçekleştirilen bu faaliyet başta insanlar olmak üzere tüm canlılar olumlu/olumsuz etkilenmektedir. 
Sanayileşme bir gelişme ölçütüdür. Ülkelerin ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel açıdan sınıflandırılması genellikle sanayileşme ölçüsü ve derecesiyle oluşturulur. İnsan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan sanayi kolları ve bunların dağılışları ile gelişme dönemleri sanayi kapsamında ele alınır. Böylece bu oturumda sanayi faaliyetleri ve coğrafya; coğrafyacılar ve diğer ilgili bilim dalları çalışanları tarafından ele alınacak ve çalışılacaktır.

 

C30 - TARIM, TARIMSAL SİSTEMLER VE TARIMDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
İnsanların toplayıcılık yaşam biçiminde yerleşik hayata geçişini sağlayan ve günümüz medeniyetinin oluşmasında dönüm noktalarından birini teşkil eden tarımsal üretim, toplum beslenmesine katkısı nedeniyle bir ekonomik sektör olmasının ötesinde anlam ve önem taşımaktadır. Doğrudan bitkisel besin, dolaylı olarak da hayvansal besin sağlayan temel aktör olan tarım, aynı zamanda istihdama katkısı, sanayiye hammadde yaratması, ticaret ürünü sağlaması gibi yönleriyle de hem ekonomik ve hem de sosyal birçok parametreyi bünyesinde barındırmaktadır. 
İlkel düzeyde üretimden, günümüzde hızla yaygınlaşan teknoloji tabanlı topraksız tarıma kadar çok farklı araç ve metotlarla gerçekleştirilen tarımsal üretimde temel amaç değişmemekte, her zaman en yüksek verim, en kaliteli ve sağlıklı ürünün elde edilmesi hedeflenmektedir. Günümüzde artan nüfusa paralel olarak, hem miktar ve hem de içerik açısından farklı taleplerin biçimlendirdiği tarımsal üretim aynı zamanda birçok riskle de karşı karşıya bulunmaktadır. Tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması, kırdan kente göçle birlikte tarımsal nüfusta meydana gelen azalış, küresel iklim değişimlerinin ortaya çıkardığı ekstrem atmosferik olaylar tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilir bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kongrenin bu başlığının temel amacı, tarımsal üretim sistemlerinin uygulama düzeyleri ile tarım-çevre ilişkisini analiz eden çalışmaların paylaşılmasına ortam sağlamaktır.

 

C31 - TARİHİ COĞRAFYA
Geçmişin değerlendirilmesi geleceğe yön veren bir mahiyet teşkil eder. Geçmişteki mekân özelliklerinin tespiti ve değerlendirilmesi ise, mekânın gelecekte daha iyi şartlarda kullanımına dair ilkeleri belirlemektedir. İnsanoğlunun geçmişte mekânı nasıl kullandığı, ne suretle şekillendirdiği, ne amaçla ve ne zaman kullandığının, bir başka deyişle mekândan nasıl etkilendiği ve mekânı nasıl etkilediğinin değerlendirilmesi bu açıdan son derece önemlidir. Bunun yanısıra her dönemin kendine özgü koşulları ve toplumların yaşam tarzına ilişkin işaretler, mekânın kullanımıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda zaman-insan-mekân ilişkisinin en iyi şekilde ortaya konarak sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi, tarihi coğrafya çalışmalarıyla izah edilebilmektedir. 
Tarihi coğrafya çalışmaları yapan araştırmacıları bir araya getirmek. Türkiye’deki tarihi coğrafya çalışmalarını arttırmak, geliştirmek, desteklemek ve bu konudaki sorunları tartışmak için bir platform oluşturmak ve gelecekteki tarihi coğrafya çalışmalarına destek olmak. Ayrıca tarihi coğrafya çalışmalarına ortak olabilecek farklı disiplinlerin bir araya gelmesini sağlamak ve disiplinlerarası işbirliğini sağlamak amacıyla kongremizde tarihi coğrafya alanına yer verilmiştir.

 

C32 - TURİZM, ALTERNATİF TURİZM, SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM 
Oturum kapsamında; 
Kaynağını doğal  kaynaklardan alan jeomorfoturizm, mağara turizmi, volkan turizmi, kanyon turizmi, alpinizm, klimatizm, deniz turizmi, göl turizmi, akarsu turizmi, botanik turizmi vb. turizm tipleri;
Kaynağını kültürel kaynaklardan alan  prehistorik turizm, arkeolojik turizm, tarihsel turizm, inanç turizmi, mutfak turizmi vb. turizm tipleri; 
Yeni turizm eğilimleri (yavaş turizm, yaratıcı turizm,  niş pazarlama, özel ilgi turizmi, sorumlu turizm, düşük etkili turizm );
Turizmin ekonomik etkisi, küreselleşme ve turizm;
Bir yörede imkânlar ölçüsünde geliştirilebilecek alternatif turizm tipleri(kırsal turizm, yayla turizmi, çiftlik turizmi, tarım turizmi, spor turizmi);
Sürdürülebilir turizm kapsamında turizmin mekânsal etkileri, ekoturizm yaklaşımı, mekânı etkileyen turizm algısı; konularında bildiriler kabul edilecektir.


C33 - TURİZM-TEKNOLOJİ İLİŞKİLERİNİN TURİZM COĞRAFYASINA YANSIMALARI – GÖZDE EMEKLİ
•    Teknolojik  yenilikler, internet ve internet teknolojilerine bağlı gelişmeler turizmi değiştirmektedir. Bu nedenle  turizm –teknoloji ilişkileri ve turizm coğrafyasına yansımalarını anlamak önem taşımaktadır. Turizmin değişimini, teknoloji ile ilişkilerini sistematik ve kapsamlı bir şekilde irdelemek bu süreçte turizmin ve turizm coğrafyasının nasıl etkilendiğini ortaya koymak amaçlanmaktadır.
•    Postmodern turizm paradigması kapsamında yaşanan değişimleri kavramak,
•    Küreselleşme, ulusal ve bölgesel düzeyde değişmeler,teknolojik, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler doğrultusunda turizm coğrafyasının önemini vurgulamak,
•    Yeni turizm ağında, sosyal medya araçlarını kullanan yerel halkın ve turistlerin birlikte oluşturdukları yaratıcı mekânlarda gerçekleştirilen yeni turizm faaliyetlerini anlamak.

 

C34 - TÜRKİYE DENİZ ARAŞTIRMALARI – HÜLYA CANER
Bilindiği gibi Coğrafya’nın konusunu dünyamız oluşturmaktadır. Dünyamızın ¼ ünü oluşturan denizler ve okyanuslar da coğrafyanın önemli konularından birini oluşturmaktadır. Özellikle üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemizde deniz çalışmaları oldukça önem taşımaktadır. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü olarak çevremizdeki denizlerde yaptığımız jeolojik, biyolojik ve kirlilik çalışmalarını coğrafi perspektif ile tartışmak ve irdelemek, denizlerimiz ile ilgili problemleri anlamak ve çözüm önerileri sunmak bu oturumda sunulması planlanan bildirilerin içeriğini oluşturacaktır.

 

C35 - ULAŞIM SİSTEMLERİ VE MEKÂNSAL ANALİZİ
Tarih boyunca gelişmişliğin seviyesini tayin eden ulaşım, günümüzde de farklı araç ve işleyişlere sahip olan çok sayıda sistemle önemini ve etkisini devam ettirmektedir. Artan ve çeşitlenen yolcu ve yük talepleri bir yanda mevcut ulaşım sistemlerinin geliştirilmesine, diğer taraftan ise yeni araç ve sistemlerin devreye girmesine zemin hazırlamaktadır. Ulaşım sadece unsurların yer değiştirme sürecinde değil, aynı zamanda diğer bütün ekonomik sektörleri biçimlendirme gücüyle de dikkati çekmektedir. 
Birinin yetersiz kaldığı durumda bir diğerinin devreye girdiği, karayolu, denizyolu, demiryolu, havayolu, boru hatları, kablolu sistemler ve uydu sistemleri vasıtasıyla her gün çok miktarda yolcu, yük ve bilgi mekânlar arasında yer değiştirmektedir. Bu hareket sırasında her bir sistemin mekânsal ilişkileri farklı düzeylerde gerçekleşmekte, bazı ulaşım sistemleri mekânsal değişim üzerinde belirgin farklılaşmalar yaratırken, bazılarının bu etkisi daha düşük düzeyde kalmaktadır. Sadece mekânsal yeniden organizasyon açısından değil, aynı zamanda önemli bir emisyon kaynağı olması nedeniyle de ulaşım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde çevresel hassasiyetlerin gözönünde bulundurulması gerekmektedir.  
Kongrenin bu başlığında temel amaç, ulaşım sistem ve araçlarında meydana gelen değişim ile bu değişimlerin mekânsal kullanımda ortaya çıkardığı yeni durumları analiz eden çalışmaların paylaşılmasına ortam yaratmaktır.  

 

C36 - ÜLKELER COĞRAFYASI
Dünyanın farklı bölgelerinde yer alan farklı ülkelerin çeşitli fiziki (yüzey şekilleri, iklim, bitki örtüsü, toprak, su kaynakları) ve beşeri (siyasal yapıları,  nüfus, yerleşme, kültürel özellikleri, ekonomik yapıları) özellikleri ile dünyadaki önemlerini kapsayan çalışmalar bu bölümde / oturumda değerlendirilecektir.

 

C37 - YEREL VE BÖLGESEL KALKINMA
Oturumun konusu yerel ve bölgesel kalkınmadır. Dünyada yaşanan küresel ekonomik gelişmenin yerel ve bölgesel ölçekte yansımaları ile ilgili çalışmalara oturumda yer verilecektir. Özellikle Türkiye bağlamında, yerel ve bölgesel kalkınma ile ilgili sorunların tespiti, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltıcı politika ve uygulamaların yansımaları oturum kapsamında değerlendirilecektir.

 

C38 - HAVZA HİDROLOJİSİ, MODELLEME VE RİSKLER - YERELDEN BÖLGESELE - HASAN ÖZDEMİR

Dünya üzerindeki değişen iklim özellikleri ve karakterlerine bağlı olarak su ile ilgili problemler her geçen gün artış göstermektedir. Ortaya çıkan bu problemlere karşı, birtakım öngörülerde bulunabilmek ve önlemler alabilmek için havza hidrolojik özelliklerinin iyi analiz edilmesi ve anlaşılması gerekmektedir. Bu kapsamda akarsu havzalarında akışları oluşturan su kaynakları, havzaya düşen yağışların akışa geçmesini kolaylaştırıcı ve engelleyici etkenlerin herbirinin anlaşılması, havzalardaki akarsu kaynaklı sel ve taşkınların analiz ve modellenmesi, risk analizleri ve geleceğe yönelik senaryolarının yerel ve bölgesel ölçekte belirlenmesi bu oturumda cevap aranacak sorular olacaktır. Oturuma gönderilecek bildirilerin (sözlü-poster) bu içerikler çerçevesinde olması beklenmektedir.